Firavunun Klimasız Çaresizliği

 Zenginlik dediğimiz şey aslında ne? Firavun döneminde altın, gümüş, tahtlar, dev piramitler… İnsanları diz çöktüren kudret… Ama gel gör ki Gaziantep’in yaz sıcağında bir apartman dairesinde oturan emekli amcanın elinde kumandayla klimayı açtığında hissettiği ferahlık, firavunun sahip olamadığı bir şeydi. Altın havuzlarda yüzse de güneşin kavurucu sıcağına karşı çaresizdi. Oysa biz marketten alınan bir kumandayla serinliğe hükmediyoruz.

Bir düşün: Piramitlerin gölgesinde nefesi kesilen bir firavun, modern bir salona girip klimadan esen serinliği hissetseydi… Altın odaların hiçbir anlamı kalmazdı. Çünkü zenginliğin ölçüsü altın değil, rahatlıktır. Zenginlik, terin damlamadan uyuyabilmektir. Zenginlik, yaz sıcağında camı açmadan serinlemektir. Belki de fakirliğin en acı yanı, paranın her şeye yetmeyeceği gerçeğini bilmemektir. Firavun’un fakirliği işte buradaydı: Ne kadar altını olursa olsun, bir klima kumandası yoktu.

Zenginliğin Anlamsızlığı

Bugün hâlâ aynı yanılgıyı yaşıyoruz. Daha büyük ev, daha pahalı araba, daha görkemli düğün… Ama insanın içini serinleten huzur yoksa, hepsi boş. Firavun’un altın tahtı ile bizim eski model vantilatör arasında fark kalmıyor. Çünkü o tahtın üzerinde ter damlaları vardı, biz vantilatörün önünde serinliyoruz.

Bir köy kahvesinde oturan amcanın elindeki çay, belki firavunun şarap dolu altın kadehinden daha kıymetli. Çünkü yanında sohbet var, gölgelik var, huzur var. Altının ve tahtların hükmedemediği bir nimeti yaşıyor: serinlik.

Modern Çağın Küçük Lüksleri

Buzdolabındaki soğuk karpuz dilimi, musluktan akan temiz su, akşam otobüsünde açılan klima… Bunlar öylesine sıradan görünüyor ki. Ama binlerce yıl öncesine bakan bir firavun için bunlar mucizeden öte olurdu. Karpuzu altınla tartabilirdi belki ama soğuk bir dilime asla sahip olamazdı.

Bugünün işçisi, yaz sıcağında mola verip soğuk ayran içtiğinde, aslında firavundan daha zengindir. Çünkü zenginlik bazen sahip olduklarının değerini bilmektir.

Fakirliğin Gerçek Yüzü

Firavun’un fakirliği işte tam burada. O dev piramitleri yaptıracak binlerce işçiye, altın dolu odalara rağmen, basit bir serinlik onun fakirliğini yüzüne vururdu. Gerçek fakirlik cebin boş olması değil, hayatı kolaylaştıran küçük nimetlerden mahrum kalmaktır.

Biz de bazen aynı yanılgıya düşmüyor muyuz? Daha çok para, daha çok mal peşinde koşarken elimizdeki küçük mucizeleri unutuyoruz. Oysa en büyük zenginlik, klimadan gelen serinlik kadar basit olabilir.

Bir Anlık Hayal

Düşünsene, firavun bizim mahalleye gelmiş, yaz sıcağında nefes nefese kalmış. Mahalledeki bakkal çırağı klimayı açıp “buyur efendim” demiş. O an firavun, altın saraylarını hatırlamış ve fakirliğine ağlamış. Çünkü sahip olduğu hiçbir şey, bir tuşa basınca gelen serinliğe yetmemiştir.

Zenginlik bazen gözümüzün önünde, fakirlikse gözümüzdeki perde. Belki de mesele, zenginliğin tanımını yeniden yapmak.

Yorum Gönder

Blog içerisinde minimum hatta hiç görsel kullanmamaya özen gösteriyorum, dikkat dağıttığına inanıyorum. Yazılarımda amacım sizlerle sohbet etmek, dahil olmak isterseniz yorum bırakmanızı rica edeceğim, mutlaka cevaplıyor olacağım, kendinize iyi davranın...

Daha yeni Daha eski